BİLİM: “İLİM”, “FEN”, “DİN” VEYA “İDEOLOJİ” MİDİR?

Bilimsel Makaleler - Özellikle bilime yapılan saldırılarla birlikte, bilimin ne olup ne olmadığı konusunda kafa karıştırıcı epey söylem ortaya çık(arıl)mıştır. Üstelik bunlar, bir önceki yazımızda belirttiğimiz saldırılarla aynı döneme denk gelmektedir. Bunlar; bilimin “bir i

BİLİM: “İLİM”, “FEN”, “DİN” VEYA “İDEOLOJİ” MİDİR?

 

Özellikle bilime yapılan saldırılarla birlikte, bilimin ne olup ne olmadığı konusunda kafa karıştırıcı epey söylem ortaya çık(arıl)mıştır. Üstelik bunlar, bir önceki yazımızda belirttiğimiz saldırılarla aynı döneme denk gelmektedir. Bunlar; bilimin “bir ideoloji” ve “yeni bir din” olarak görüldüğü yönündedir. Bunlara ek olarak özellikle ülkemizdeki siyasi gelişmelere paralel olarak, “bilim” yerine ısrarla “ilim” karşılığının kullanılmasıdır.

 “Bilim” ile “ilim” aynı şey midir?

Her şeyden önce bilim Türkçe, ilim Arapça bir sözcüktür. Bu bakımdan, bu iki sözcüğün eşanlamlı olabileceği düşünülerek, farkı bilmeyenler tarafından birbiri yerine kullanıldığı veya farkı bilenler tarafından da bilime karşı olanların ve/veya Arapça hayranı olanların “ilimi”; bilim ‘taraftarı’ olanların ise “bilimi” tercih ettiği görülmektedir. Türk Dil Kurumu, ilimin karşılığı olarak sadece bilimi önermekte (http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid= TDK.GTS.596c805c4a34e8.82653386 ve http://www.sozce.com/nedir/166874-ilim), bilimi de şu şekilde tanımlamaktadır:

“Bilim: 1. isim Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim
(…) 2. Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi 3. Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci” (http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.596ca41d7cf891.22100116 )

TDK’nın bilim tanımının eksik olmasının yanında, bilim ile ilim eşdeğer kullanılmaktadır. Özellikle, Osmanlıdan Cumhuriyet dönemine aktarılan “ilim” sözcüğü, sanırız aşağıda aktaracağımız iki ayrı anlamı da kapsar biçimde kullanılmaktaydı; ancak, “ilim” karşılığı olarak Kırgız Türkçesindeki “bilmek” kökünden türetilen “bilim” sözcüğü (aynı dönemde ülkemizde bilim de üretilmeye başlandığı için) kullanılmaya başlandıktan sonradır ki ilim-bilim farkı ayan beyan ortaya çıkmaya başlamıştır.

“İlim Kelime Kökeni

Ar ?ilm ??? [#?lm msd.] bilgi, özellikle teorik bilgi, bilim < Ar?alama ??? bildi, anladı, iz ve işaretleri yorumlayarak bilgiye ulaştı. Arapça ?lm kökünden gelen ?ilm ???  "bilgi, özellikle teorik bilgi, bilim" sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ?alama ???  "bildi, anladı, iz ve işaretleri yorumlayarak bilgiye ulaştı" fiilinin masdarıdır.” (https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ilim 17.07.2017

 

Ferit Devellioğlu’nun (1962) Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat’inde İlm (arapça, çoğul: ulüm): 1. bilme, biliş; bir şeyin doğrusunu bilme. 2. okuyarak öğrenilen bilgi, nazari bilgi” olarak tanımlanmaktadır. Görüldüğü gibi “ilim” Osmanlıca’da, “bilim” değil, varolana ulaşılan-öğrenilen “bilgi” (bilgi üretmekten çok ‘varolanı öğretmeye’ odaklı olmadan dolayı) anlamında kullanılmaktadır: İlm-i hesap (aritmetik), ilm-i nebatat (botanik); ilm-i ahlak (ahlak bilgisi), ilm-ül ebdan (hekimlik bilgisi) … Ancak, “ilim”in gerçekte neyin karşılığı olarak kullanıldığı, “bilim”e karşı “ilim”i bilerek kullananlar tarafından açıkça belirtilmektedir:

“Sözlük anlamıyla ilim, mutlak olarak (tarafımızdan italik yapılmıştır) bilmek, bir şeyin şuurda hâsıl olması, sağlam olarak bilmek, kesin olarak bilmek (italik/AE), deneyerek bilmek, bir şeyin gerçeğini bilmek manalarına gelmektedir. (…) Şerif Cürcânî'ye göre ilim: Gerçeğe ve vâkıaya uygun düşen inanç, bilgi ve kanaattir. (…) Kur’an-ı Kerim’de ilim, en sık kullanılan anlamıyla, ilâhî vahiyden kaynaklanan, yani bizzat Allah’ın verdiği bilgidir (italik/AE). (…) Vahiyle özdeşleşen anlamıyla ilim, kesin bilgi (italik/AE) demektir. Onun için; ilmi, yani hakka, hakikate dayanan ilâhî nur olan Allah’ın verdiği bilgiyi kabullenmeyen insana, profesör bile olsa cahil; bu cahillerin en meşhurlarına Ebu Cehil; böyle kişilerin oluşturduğu toplum düzenine de  câhiliyye denir.” (http://www.ihya.org/kavram/kavramlar-ansiklopedisi/dt-3314.html)

  1. “Var olan” (!) bir bilgiyi edinmek ile bilgi üretmek arasında çok ciddi farklılıklar vardır. Eski ve dinsel anlamıyla ilim, varolan(!) bilgiyi  edinmeyi amaçlarken; bugünkü anlamında bilim, bir bilgi üretme yolunun adıdır. Bilim kesin değil, yenisi üretilinceye kadar geçerli olan göreli bilgi üretir; kesin, sorgulanamaz, tartışılamaz bilgi ise dogmalarda söz konusudur. Bu bakımdan, ilim, var olan kesin (dinsel) bilgiyi edinme/ulaşma yolu olarak karşımıza çıkmaktadır: Fıkıh, Hadis vb. Osmanlı’da yeni bilgi üretmeye çalışan Ali Kuşçu’ların-Takîyeddin’lerin başına gelenler ortadadır; ancak, Osmanlı’da özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa’da yeşeren bilime de uygun bir Türkçe karşılığı olan terim üretilmediği için ilim denilmiştir.
  2. Bilim sözcüğü (science), bugünkü anlamda ilk kez 1833 yılında kullanılmıştır (Fara, 2012) Dolayısıyla, “ilim Çin’de de olsa gidip alınız” diyen Hz. Muhammed’in veya “İlim kendun bilmekdur” diyen Yunus Emre’nin ilimden kastettiği bugünkü anlamda bilim değildir. Newton (ve daha pek çok eski “bilimciler”) bile bilim değil, simya yapıyordu, Tanrının mükemmelliğinin matematikselliğini araştırıyordu.
  3. Bilim, akılcılık (rasyonalizm) ve görgülcülük (ampirisizm) üzerine oturur. Antik Yunan’dan Galileo’ya kadar gelen süreçte (istisnalar olsa da) “bilim” akıl yoluyla bilgiye ulaşma anlamında kullanılmıştır; Sanayi Devrimi’yle birlikte ise, daha ağırlıklı olarak deney ve gözlem anlamında ele alınmıştır. Einstein’da vb olduğu gibi, bir kuram veya formül üretme insan bilişinin ürünü olsa da, bu da bir bilgi üretimidir ve üstelik sınanmaya açık bir bilgidir. Oysa, bugün bilim yerine “bilerek” ilimi kullanan bilim karşıtlarının, ilimi, akılcılık anlamında da kullanmadığı, sadece “var olan kutsal bilgilere ulaşma/ne demek istendiğini yorumlama” anlamında kullandığı açıktır.

Sonuç olarak, ilim ilk ortaya çıktığı Arabistan’daki dinsel anlamı ve bugün bilim karşıtı çevrelerce kullanıldığı şekliyle asla bilim demek değil, tam tersine dogmanın “incelendiği/yorumlandığı” ilahiyat (teoloji) anlamı içermektedir. Gerçek bilimin ortaya çıkmasıyla birlikte bizde Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi ikame edecek bir karşılık üretilemediği için ve bugün de farkı bilmeyenler veya salt Arapça hayranlığı olanlar tarafından ilim, bilim yerine kullanılmıştır; ancak bugünkü bilim karşıtlarının ilim sözcüğünü dinsel anlamıyla kullandığına da kuşku yoktur.

Bilim = Fen midir?

Ne yazık ki, bugün bulmacalar dahil pek çok yerde “bilim=fen” sanılmaktadır. Bu anlayış, Sanayi Devrimi ile birlikte deney ve fen bilimlerinin baskınlaşmasından kaynaklanmaktadır. Sosyal bilimleri bilim olarak görmeyen veya küçümseyen bakışaçısı ne yazık ki bugün halâ varlığını sürdürmektedir. Psikoloji bilimi, böyle düşünenlerin de bilişsel, duyuşsal ve davranışsal süreç ve mekanizmalarını her geçen gün çözmeye devam etmektedir; günlük yaşamlarına baksınlar yeter.

Bilim bir din midir?

Din; dinsel, sosyolojik veya sosyo-psikolojik bakış açısına göre farklı farlı tanımlanabilmektedir. Dinsel açıdan, her din “kendi dininin en iyisi” olduğuna inandığı için kendi dini merkezinde tanım ve açıklamalar getirmiştir. Yeryüzünde 4 büyük tektanrılı ve kitaplı din, Brahmanizm-Budizm gibi yine büyük dinlerin yanı sıra yüzlerce farklı din anlayışı vardır. Daha geriye gidersek, yanardağ-yıldırım, güneş-ay vb doğa merkezli dinsel inançların olduğu, çeşitli totemlere tapınılldığı, tektanrılı “teist” dinlere doğru evrilirken daha genel olan “yer-gök tanrısı” inancının ortaya çıktığı ve özellikle bilimin ilerlemesiyle birlikte “deist” bir inancın türediğini, günümüzde ise “scienthology” gibi din ile bilimi birleştirmeye(!) çalışan görüşlerin hatta “uzaylı tanrılar” gibi yeni inanışların ortaya çıktığını görüyoruz. Aslında bu kısa bakış bile dinlerin de evrildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, genel olarak dinin ne olduğunu her dinin subjektif tanımlarıyla açıklamak doğru olmayacaktır. Örneğin, Seyyit Şerif Cürcani’ye göre din, “akıl sahiplerini
peygamberin bildirdiği şeyleri kabule çağıran ilahî bir kanundur” (http://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/dinin-tanimi-ile-ilgili-gorusler/). Böyle bir tanım, Hindistan’daki yüzlerce dini veya peygambersiz dinlerin ne olduğunu kapsamamakta, hatta “dinin başlı başına ne olduğunu” açıklamaya yetmemektedir. Emile Durkheim’a göre de, “din, bir cemaatin meydana gelmesini sağlayan ayin ve inançlar sistemidir” (2010) Bu tanımda da sadece cemaat oluşumu dikkate alınmaktadır: Din, cemaati oluşturan ayin ve inançlar sistemi ise, bu ayin ve inanç nedir; tüm dinler dikkate alındığında çok çeşitli ayin ve inanç olduğuna göre bu neyin ayini ve neye ilişkin inanç, bu açık değildir. Bu eksiklik TDK sözlükte bile kendini göstermektedir.

“isim, din b. (***) Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet 2. din b. (***) Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen 3. İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü, kült (http://www.tdk.gov.tr/index. php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.596dcea7817273.37639988)

Öyleyse biz din için ortak denemelik bir tanım yapmaya çalışırsak: “Din nereden gelip nereye gidildiğine, neden var olunduğuna yönelik bir dogmatik açıklama ve bu açıklamaya olan inançtır” denilebilir. İnanmak insansız, insansız da din olmayacağına göre, bu açıklamaya inanmak, dinin insanlar için merkezi bir tutum olduğunu gösterir. Bu tür “açıklama”lar ilk çağlarda olduğu gibi “kimliği belirli ya da belirsiz insanlar” tarafından üretilmiş ya da tek tanrılı veya deist yaklaşımda olduğu gibi, bu açıklama insanüstü ve evrenüstü “yüce bir irade”ye bağlanmıştır. Dogmatikliğini ise, ilgili dini savunanların bu açıklamanın “değiştirilemezliğine olan inanç ve direnci” oluşturmaktadır. Her dinde ortak bir “açıklama” etrafında toplananların ortak ritüelleri, ayinleri vb vardır. Gerisi, grup dinamikleri, çıkar ve yönetim anlayışı içerisinde tartışılabilir ve bu konuda da birçok yayın ve tartışma bulunmaktadır. Bizi bu yazıda ilgilendiren kısmı, “evrene, varlığa ilişkin bir açıklama” içermesidir. Eğer dinde olduğu gibi, her şeyin yaratıcısı, kural koyucusu olan insanüstü ve doğaüstü “yüce bir irade”ye atıfta bulunulursa, başka açıklama bulmaya çalışmak her din için dindışı kabul edilmek durumundadır. Çünkü dinde her şeyin zaten açıklaması vardır: Yağmur, rüya, ölüm, yaşam, bitkiler, yangınlar her ne varsa ve yaşanıyorsa “O öyle düzenlediği ve istediği” için olmak durumundadır, başka türlüsü o l a m a z! Bu bakımdan, bu değişmez, durağan evreni, yağmuru, depremleri, ışığı vb anlamaya çalışmak, yüce iradeye karşı çıkmak anlamı taşıyacaktır. Her şeyin tek nedeni sadece “O”dur, başka neden aramak-açıklamaya çalışmak anlamsızdır, “o dine” göre yaratıcıya hakarettir! Bilim?

  1. Bilim ise, insanın bilişinin ürettiği, gözlem ve deneye (bu bakımdan olgulara) ve bunun için yöntem ve tekniklere dayanarak neyin ne, neden olduğunu anlamaya ve açıklamaya çalışan, yanlışlanıncaya kadar güvenilir ve geçerli bilgi üretme yoludur. Bilimde varolan (o güne kadar üretilen) bilgi, daha da geliştirilmeye, yanlışsa vazgeçilmeye yönelik bilgidir; bu bilgi dinlerde olduğu gibi, değiştirilemez/sorgulanamaz değildir ve bir “yüce irade” tarafından ‘bahşedilmemiştir’. Bu bakımdan, bilimsel bilgi değiştirilemez/sorgulanamaz dogmaların tam tersine, eleştirilebilir/aynı koşullarda tekrarlanabilir/oldukça güvenilir ve geçerli/… bir bilgidir (bkz. Erkuş, 2019).
  2. ‘İnanç’, dinsel inançtan bir kişinin dediklerine inanmaya kadar geniş bir alanı kapsar. Bu bakımdan ‘inanç’ bir bilginin (ve/veya kaynağının) doğruluğuna güven olarak ele alınmalıdır. Bu bakımdan, bilime (aslında bilimsel yaklaşıma/yönteme) inanç da söz konusudur; ancak dinsel inançtan oldukça farklıdır: Bilimde yanlışlığı kanıtlanan bilgi tarihin çöplüğünde yerini alır, yöntemi sağlam kalır veya yeni yöntem ve teknikler geliştirilir; dinlerde ise yanlışlığı açıkça ortaya çıkan bilgilerin değişmesi oldukça zordur. Vatikan, ancak 2015 yılında Galileo’ya itibarını iade edebilmiştir; evrenin, DNA’nın keşfi insan merkezli canlı ve dünya merkezli evren görüşünü artık savunulamaz duruma getirmiştir… vb. Deeneyerek-yanılarak yüzlerce yılda üretine bilimsel yöntemin doğruluğuna güven (eğer inanç gibi görülecekse, bu anlamda inançtır; ama asla bir din değildir, hatta tam tersidir; üstelik yeni yöntem ve teknikler geliştirme söz konusudur) ise çoktan rüştünü kanıtlamıştır. Bir zamanlar TeVe’ye bile karşı çıkan mollaların kendi TeVe kanalları ve ellerinde ‘akıllı’ telefonları vardır!
  3. Bilimin en temel sayıltılarından (assumption) biri, “olguları anlamak ve açıklamak için ilk nedeni ve nihai sonu bilmenin gerekmediği”dir (Erkuş, 2019). Bilim “nereden gelip nereye gidiyoruz” sorusunu dine ve felsefeye bırakmış olmakla birlikte, bugün fizik ve kozmolojideki gelişmeler buna da müdahale eder (açıklama getirir) duruma gelmiştir. Ne de olsa aramanın, araştırmanın, sorgulamanın sınırı yok; dogma gibi durağan olması olanaklı değil! Günümüzde yaşanan dinsel-siyasi gelişmeleri-saldırganlıkları vb bu pencereden okumakta da yarar vardır.

Bilim bir ideoloji midir?

İdeolojinin tanımı da nereden (daha çok hangi ideolojiden) bakıldığına bağlı olarak değişmektedir. 

“İdeoloji, siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir siyasi partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, ahlâki, estetik düşünceler bütünü.” (https://tr.wikipedia.org/wiki/İdeoloji)

 

Fransızca “idée” sözcüğünden türetilen ideoloji terimini ilk kez Fransız Devrimi sırasında (1796) Antoine Destutt de Tracy kullanmıştır. “İde=düşünce” eşitliğinden yola çıkarsak her türlü düşünceyi kapsar, oysa hepimizin bildiği gibi, ideoloji terimi daha sınırlı ve teknik bir kapsama sahiptir. Pek çok tanım olmasına rağmen, denemelik bir tanım yapacak olursak, ideolojiyi; “bir toplumsal sistemde (ülke ya da ülkeler), üretimin nasıl ve kimler tarafından yapılacağını, üretilenin nasıl ve kimler tarafından paylaşılacağını, insanların nasıl ve ne biçimde yaşayacağını ve hatta düşünsel aktivitelerini neye göre temellendireceklerini düzenleyen yönetim tarzı açıklamasıdır” diye tanımlayabiliriz. Bugün dünyada çeşit çeşit ideolojiler bulunmaktadır ve kavga da buradan kopmaktadır. Bu bakımdan sosyal-psikolojik açıdan bakıldığında, ideoloji de bir merkezi tutumdur, bir anlamda inançtır.

  1. İdeoloji bu ve böyle olduğuna göre, bilimin ideoloji olarak görülmesi söz konusu olabilir mi? İdeolojiyi başlı başına inceleyen siyaset bilimi (siyaset sosyolojisi, siyaset psikolojisi, yönetim bilimi vs) elbette vardır ve hepsi de yukarıda değindiğimiz olgular temelinde gözlem ve deneye dayalı olarak çalışırlar ve sadece bilgi üretirler; bilim başlı başına, insanların nasıl yönetileceğine ilişkin bir ideoloji değildir ve olamaz da… 
  2. Bilimin ürettiği bilgiler ideologlar tarafından kullanılmaz mı, elbette kullanılır. Psikoloji biliminin ürettiği pek çok bilgi bugün insanların tutumlarını vb değiştirmek için propagandada vb kullanılmaktadır. Bilimsel bilgi her şeyden önce evrensel bilgidir. Sosyoloji biliminin toplumsal yapıların değişimi vb hakkında ürettiği bilgi, yine ideologlar tarafından kullanılmaktadır. 
  3. Bir bilimcinin kendi kişisel ideolojisi olamaz mı, elbette olur ve bu kaçınılmazdır da… Ancak, üreteceği bilgi, kendi öznel ideolojisinden bağımsız olan bilimsel yöntem ve tekniklere dayandığı için oldukça nesnel olmak durumundadır; aksi halde, ürettiği şey ‘fikir’ olarak kalır…
  4. Bilim bir ideoloji değildir, ancak belirli bir ideolojiye göre toplumu yönetenler bilimin ürettiği bilgileri kullanırlar; buradan yola çıkarak bilimi bir ideoloji, hele askeri, ekonomik vb nedenlerle egemen olan yönetimlerin bir ideolojisi olarak görmek çok yanlış bir yakıştırmadır. Ayrıca, kimler bilim yapıyor ise yapmayanları ‘yönetirler’, ürünlerini üretmeyenlere satarlar… vb. Dogmalarla yöneten ve yönetilenler (ki bilime sırt çevirenler de öyleleridir) ise, bilimsel bilgi üretenlerin kulu-kölesi olmaya mahkum olurlar. Acı gerçek budur! Öte yandan, eklemekte yarar olan bir nokta da, bilimin ürettiği bilginin, ülkelerin veya bireylerin kendi ‘olumsuz’ çıkarları için kullanmalarından  (atom bombası vs gibi) dolayı bilimin suçlanmasıdır. Bunlar bilimin yanlış olduğunu göstermez… Bilgi kimin elindeyse onu ne amaçla kullandığı önemli duruma gelir; buradaki “KİM”i değiştirirseniz sorun kalmaz, ideolojik olan da budur!

Bilimin; evrendeki işleyişi (düzeni/düzensizliği) bulma, sorunları çözme, gerçeği arama, insanlığın daha rahat bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli araç-gereç ve yolları bulma gibi bir amacı; kuramsal ve görgül yanlardan oluşan, deney ve gözlemle bu amaç için kullanılan bir yöntemi ve bu yöntem ve teknikler sonucunda elde edilen görece güvenilir ve geçerli bir bilgi ve ürünü vardır. Kısaca bilim, bir bilimsel bilgi üretme yoludur. Bilimsel çalışma yapılabilmesi için dolaylı veya doğrudan gözlenebilirlik, ölçülebilirlik, iletilebilirlik, tekrarlanabilirlik ve doğruluğunun/yanlışlığı sağdanabilirlik gibi ölçütlere dayanılmak durumundadır. Bilimin nicelliği niteliği reddetmesi değil, tam tersine daha sağlam niteliğe ulaşmada ölçmeyi kullanması söz konusudur. Her gelişim, nicel birikim üzerine inşa edilen niteliksel gelişime dayanmamakta mıdır? Bilimin çalışma amaçları, öncelikle betimleme, sonra açıklama, açıklananlardan hareketle olabilecekleri tahmin etme (yordama) ve açıklanan bu ilişkilerden hareketle kendi inisiyatifimizde bir şeyin olmasına izin verme veya engelleme (denetim altına alma)dir (daha geniş bilgi için bkz. Erkuş, 2019). Ne yapılırsa yapılsın, kendi kendini düzelten, yanlışlayan, birikici, iletilebilir, nesnel, sistematik, akılcı, güvenilir ve geçerli bir bilgi üretme yolu olan bilim yaşamaya devam edecektir. Bilim kitapları yakılsa, bilimciler yok edilse de geriye kalanlar merak ve araştırma güdüsüyle yine aynı yöntemleri üreteceklerdir.

Sonuç olarak, bilim ne ilim, ne bir din ne de bir ideolojidir; o sadece insanın bilişinin ürünü olan, en güvenilir ve en geçerli bilgi üretme yoludur.  

 

Kaynaklar

Devellioğlu, F. (1962). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lûgat

Durkheim, E. (2010). Dinsel yaşamın ilk biçimleri. Çev. Özer Ozankaya, İstanbul: Cem Yayınevi.

Erkuş, A. (2019). Davranış bilimleri için Bilimsel Araştırma Süreci. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Fara, P. (2012). Bilim: Dört bin yıllık bir tarih. Çev. Aysun Babacan, İstanbul: Metis Yayınevi

https://tr.wikipedia.org/wiki/İdeoloji. 21.07.2017

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.596c805c4a34e8.82653386 20.07.2017

http://www.sozce.com/nedir/166874-ilim 19.07.2017

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.596ca41d7cf891.22100116 19.07.2017

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ilim 17.07.2017

http://www.ihya.org/kavram/kavramlar-ansiklopedisi/dt-3314.html 20.07.2017

http://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/dinin-tanimi-ile-ilgili-gorusler/18.07.2017

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.596dcea7817273.37639988 21.07.2017